Sulakalanlar ve Karbon

 

Sulak alanlar 771 milyar tonluk karbon deposudur…

Sulak alanlarda birikmiş olan karbon miktarı gezegendeki tüm karbonun beşte birinin oluşturmaktadır. Bu, atmosferdeki toplam karbona eşit bir değerdir.

Sulak alan terimi bataklıklar, sığ göller, lagünler ve hatta akarsu deltaları ile 6 metreden sığ kıyı alanlarını kapsamaktadır. Genellikle yılın belli bir dönemi veya tümünde toprağın suya doygun halde kalması ile karakterize edilirler. Dünya üzerinde %6 lık bir alanı kaplamakta fakat toplam karbonun %20 sini tutmaktadırlar. Sulak alanlar suyu temizleme, habitat oluşturma, taşkın önleme ve biyoçeşitliliği koruma işlevleri yanında dünyadaki yiyecek stoğunun dörtte birini üretmekte.

Maalesef sulak alanların bu yararların farkına çok geç varılmıştır. Geçen yüzyılda dünyadaki sulak alanların yüzde 60’ı çeşitli amaçlarla (baraj yapımı, kirlilik, drenaj, kentleşme vb.) yok edilmiştir.

Sulak alanlar diğer arazi kullanımlarının (orman, mera, tarım, yerleşim vb.) aksine atmosferden veya diğer kaynaklardan aldıkları karbonu çok uzun yıllar tutup depolama özelliğine sahiptir. Bu alanların yok edilmesi atmosfere çok büyük karbon salımı anlamına gelmektedir. Bir çeşit sulak olan turbalıkların işletilmesi bu anlama gelmektedir. Turbalık işletmesi ülkemizin karbon envanterinde (karbon tutma ve salma dengesi) bir salım kalemi olarak yer almaktadır. Dolayısıyla sürdürülebilir ve dengeli biçimde gerçekleştirilmesi gerekir.

UNFCCC müzakere sürecinde Cancun taraflar toplantısının başarılarından biri de yeniden sulaklaştırma (rewetting) uygulamalarını teşvik edici bir kararı içermesidir. Bu karar kapsamında Kyoto’ya taraf olan ülkeler daha önce kuruttukları ve bozdukları sulak alanları yeniden restore etmeleri karşılığında karbon kredisi kazanmaktalar.


İğneada’da Erikli gölü lagünü İğneada’nın atıksuları ile kirlenmekte ve yüzeyindeki sazlıklar göl yüzeyini kaplamakta. Bu sürecin sonu bataklık oluşumudur (Fotoğraf Yusuf Serengil).